differentiate yourself from others..

028Ne zamana kadar bir kahraman bekleyeceğiz gençler?!

posted by admin on Ekim 18th, 2007

   Bir adam vardı.
   Gönlü vatan aşkıyla dolu.
   Aslında başka aşkları, istekleri, beklentileri, hatta bir sevdiği de vardı.
   Ama gönlünü yakıp kavuran vatan sevdası, milleti için bir şeyler, iyi bir şeyler yapma sevdası, diğer bütün sevdalarını gölgede bırakıyordu.


   İnsanlarına bakıyor, memleketin sürüklendiği uçurumun farkında olmadıkları için onlara kızıyordu.
   Bazen, yüksekçe bir yere çıkıp hepsine hitaben: “Heeeeeey! Uyansanıza, görmüyor musunuz çimentosu şehit kanları, temeli Türk-İslam felsefesi olan ülkemiz ne hale geldi?” diye bağırmak geliyordu içinden.
   Ama yapamıyordu.
   Kızıyordu, çok kızıyordu.
   Kızdığı kadar da üzülüyordu.
   Bunlar mıydı ülkenin en zor zamanlarında kendisi de perişan olduğu halde varını yoğunu memleket sevdası uğruna harcayan bir neslin torunları?
   Yanlış giden bir şeyler vardı.
   İyimser olduğu ender zamanlarda, “Nasıl olsa bu millet eninde sonunda gerçeği görecek, tarih boyunca hep böyle olmadı mı zaten…” diyordu kendi kendine.
   Ama.. Ama vakit geçiyordu.
   Artık dirilişin çağı gelmemiş miydi?
   Bir şeyler yapmak lazımdı.
   Biliyordu kendisi gibi düşünen başkalarının da olduğunu.
   Bildiği (ya da inandığı) için arıyordu kendisi gibi vatan sevdalılarını, hep beraber olmak için, birlik olup çabucak kırılmamak için, ama bulamıyordu.
 
 
   Düşünmeye başladı.
   Belki de yanlış yerde arıyordu bulmak istediği şeyi, bir avuç vatan sevdalısını.
   Aradığı beyinlerde değil, gönüllerdeydi.
   Gönüllere inip oradan çıkarmaya, “Bak gördün mü sendeki vatan aşkını, işte bulduk!” demeye karar verdi.
   Bundan sonra beyinlere değil, gönüllere hitap eder oldu.
   Gönül adamı oldu.
   Dinleyenler vardı, dinlemeyenler vardı.
   Anlayanlar vardı, anlamayanlar vardı.
   Dinleyip de anlayan mı, işte o çok azdı.
   Ama olsun, yine de vardı.
   Az da olsa, kendisi gibi yüreği “vatan,vatan” diye yanan birilerini bulmuştu ya.
   Ne var ki, uzun sürmedi mutluluğu.
   Görememişti “Vatan sevdalısıyım.” diyenlerin ilk fırsatta onu arkadan vuracaklarını.
   Görememişti..
   Bu aşk oldu onun gözünü karartan.
   Yine kızdı, hem de çok.
   “Dava arkadaşıyım” dediklerinin arkadan vurması olmadı onu üzen.
   Yine bulamamıştı aradığı vatan sevdalılarının “Bu ülke sahipsiz değil!” haykırışlarını.
   Vakit geçiyordu, hem de tüm hızıyla.
   Hani ümitlerin bittiği yerde Türk’ün kudreti baş gösterirdi; hani Yüce Allah, İslam’ın bayraktarlığını yapmış bu necip milleti hiç yüzüstü bırakmazdı?
   Şimdi neden böyle olmuştu?
   Daha ne kadar sürecekti bu ateşle imtihan?
   Sonra bir ümitsizlik kapladı içini, yoksa bu büyük millet artık yok olmaya mahkum muydu, yapacak bir şey kalmamış mıydı?
 
 
   Hiç bir şey yapamamanın karamsarlığı ile bir kez daha düşündü.
   Aradığı cevap, “Burada anlatılan asıl millet nerede, şimdi vatanı satan aciz halk yığınları nerede…” diye bir köşeye fırlattığı tarih kitaplarının satır aralarında gizlenmiş olmalıydı.
   Çıkardı baktı, okudu, okudu.
   Artık sadece okumuyor, sanki tarihini aklına, gönlüne, her bir zerresine yazıyordu satır satır.
   Milletinin gerçeği görebilmesi için lazım olanı bulmuştu, kendince.
   Artık yapması gerekeni biliyordu.
   Çünkü böyle yapmıştı hep Kür-Şadlar, Ulubatlı Hasanlar, Hasan Tahsinler, Ruhi Kılıçkıranlar.
   Milletin gerçeği görmekte zorlandığı noktada, gerçeğin önündeki perdeyi kaldırmışlardı.
   Kimi kurşun olmuş düşmanı geldiği yere göndermiş, kimi al bayrak olmuş göklerde dalgalanmış, kimi de milletin söylemeye cesaret edemediği sesi olmuştu.
   Evet, belki çoğunun adı bile bilinmiyordu, ama onun derdi zaten bu değildi ki.
   O çoktan göze almıştı belirsiz mezarlarda anılmadan yaşanmayı.
   Sonuçta karar verdi, gerçeğin önündeki perdeyi kaldırıp “Haydi uyanın artık” demeye.
   Peki nasıl olacaktı bu?
   Neydi isimli-isimsiz kahramanların özellikleri?
   Onlar, milletin bir araya gelerek yapması gerekeni tek başına yapmışlardı.
   O da öyle yapacaktı.
   Artık kendisi gibi düşünenleri aramaya çalışmayacak, sadece yapması gerekeni yapacaktı.
   Ondan sonra tarihin tekerrür etmesini, milletinin şahlanışını izleyecekti; kim bilir belki de Yaradan’ın yüce katından..
 
 
   Bir adam vardı, gönlü vatan aşkıyla dolu.
   Bu adam gerçekten var mı?

 

 

 

İbrahim KARACABEY 

A.Ü. Hukuk Fakültesi Öğrencisi

 

 

 

NOT: Yukarıdaki yazı, İsrafil K. KUMBASAR’ ın Yeni Çağ Gazetesi’ndeki “Uyuyan bir milleti ayağa kaldırmak için beklenen kahraman” isimli köşe yazısından alınmış; tarafımdan buraya aktarılmıştır.

Begüm ‘e sevgilerimle..Benimle paylaştıgı için bu yazıyı..minnettarım kendisine..

 

 

 

You are currently not logged into an account. Login »